Genel Olarak
İkinci Aşama'nın 'Paleo Diyeti'nin 'Wahlscası' olduğu gibi Üçüncü Aşama da 'Ketojenik Diyet'in 'Wahlscası'... Karbonhidratlar iyice azalıyor yerine bol miktarda yağ geliyor. Dr.Wahls şimdi diyetin bu aşamasındaymış ve epey faydasını da görmüş ama kendisinin de kabul ettiği gibi diyetin bu aşaması iyice zorlayacak gibi görünüyor! Açıkçası ben bu aşamaya şöyle bir bakış atmakla yetinmeyi ve artık uygulamaya geçmeyi düşünüyorum!...
Üçüncü aşamadan kısa notlar:
* Daha fazla yağ - özellikle hindistan cevizi yağı ve tam yağlı hindistan cevizi sütü - tüketiliyor
* 9 bardak sebze + meyve tüketme kuralı 6'ya (hatta 4'e) iniyor
* Tahıl, baklagiller ve patates tamamen kesiliyor
* Nişastalı sebzeler haftada 2 öğünle sınırlanıyor
* Et ve balık tüketimi günde 180 - 360 gramla sınırlanıyor
* Meyve tüketimi günde 1 öğünle sınırlanıyor
* Günde sadece iki öğün (aralarında 12-16 saat olmak şartıyla) yemek yeniyor
* Her akşam en az 12 saat hiç bir şey yenmiyor
* Alkollü içki çok ender, ancak özel durumlarda tüketilebiliyor
Bayramdan sonra görüşmek üzere, hayırlı bayramlar...
22 Eylül 2015 Salı
21 Eylül 2015 Pazartesi
Wahls Diyetinde İkinci Aşama (devam)
7- Fermente Gıdaların Önemi - Fermantasyon, gıdaların uzun süre dayanması için insanların binlerce yıldır kullandıkları bir yöntem. Bizim için asıl önemli olan ise fermantasyon yoluyla gıdalardaki antioksidan ve vitamin değerlerinin yükselmesi. Daha da önemlisi, fermente gıdaların, sindirimi kolaylaştıran faydalı bakteri, maya ve parazitler içeriyor.
Faydalı besinleri tüketmek kadar bunların vücutta sindirimini sağlamak da önemli olduğundan, fermente gıdaları her gün (hatta Dr.Wahls'ın yaptığı gibi her öğün) tüketmemiz öneriliyor. Önerilen bir başka husus da, gıdaları mümkün olduğu kadar kendimizin fermente etmesi... Ayrıca fermente gıdalardan elde ettiğimiz faydalı bakterileri 'besleyip büyütmek' için, özellikle karmıyarık otu ("psyllium") tohumu kabuğu, keten tohumu,kuru erik,badem,baklagiller,lahana,soğan ve mantar tüketmemiz de önerilenler arasında...
Tüm bu önerilenleri uygularsak probiyotik ilaç kullanmamıza gerek kalmıyormuş. Yalnız bazı kişilerde (özellikle "Candida" bakterisiyle problemi olan bazı MS'lilerde) fermente mayaya (örneğin sirke, şarap) veya mantara karşı aşırı hassasiyet nedeniyle yoğun halsizlik ve dalgınlık görülebiliyormuş, aman dikkat!
Fermente yiyecek seçeneklerinin başında turşular geliyor tabi! Özellikle de lahana turşusunun her çeşidi, "kimchi" (Kore turşusu) ve salatalık turşusu öneriliyor. En az turşu kadar popüler olan yoğurt ve kefir ise, süt ve süt ürünlerine hassasiyetin çoğu insanda görülmesi nedeniyle pek öne çıkarılmıyor. Tahıla dayanmayan alkollü içeceklerin de fermente oldukları ancak çok abartmadan tüketilmelerinin gerektiği (en fazla günde kadınşarda 1, erkeklerde 2 kadeh) belirtilmiş. Bizde çok bilinmeyen ama hararetle önerilen diğer iki seçenekse, kombuça çayı (Türkiyede 'Kombuçay' adıyla satılıyor) ve ABD'de "nutritional yeast" adıyla satılan bir maya çeşidi..(Yalnız bu son iki ürün tüketilirken dikkat edilmesi gerektiğini MS'liler unutmasın.
Faydalı besinleri tüketmek kadar bunların vücutta sindirimini sağlamak da önemli olduğundan, fermente gıdaları her gün (hatta Dr.Wahls'ın yaptığı gibi her öğün) tüketmemiz öneriliyor. Önerilen bir başka husus da, gıdaları mümkün olduğu kadar kendimizin fermente etmesi... Ayrıca fermente gıdalardan elde ettiğimiz faydalı bakterileri 'besleyip büyütmek' için, özellikle karmıyarık otu ("psyllium") tohumu kabuğu, keten tohumu,kuru erik,badem,baklagiller,lahana,soğan ve mantar tüketmemiz de önerilenler arasında...
Tüm bu önerilenleri uygularsak probiyotik ilaç kullanmamıza gerek kalmıyormuş. Yalnız bazı kişilerde (özellikle "Candida" bakterisiyle problemi olan bazı MS'lilerde) fermente mayaya (örneğin sirke, şarap) veya mantara karşı aşırı hassasiyet nedeniyle yoğun halsizlik ve dalgınlık görülebiliyormuş, aman dikkat!
Fermente yiyecek seçeneklerinin başında turşular geliyor tabi! Özellikle de lahana turşusunun her çeşidi, "kimchi" (Kore turşusu) ve salatalık turşusu öneriliyor. En az turşu kadar popüler olan yoğurt ve kefir ise, süt ve süt ürünlerine hassasiyetin çoğu insanda görülmesi nedeniyle pek öne çıkarılmıyor. Tahıla dayanmayan alkollü içeceklerin de fermente oldukları ancak çok abartmadan tüketilmelerinin gerektiği (en fazla günde kadınşarda 1, erkeklerde 2 kadeh) belirtilmiş. Bizde çok bilinmeyen ama hararetle önerilen diğer iki seçenekse, kombuça çayı (Türkiyede 'Kombuçay' adıyla satılıyor) ve ABD'de "nutritional yeast" adıyla satılan bir maya çeşidi..(Yalnız bu son iki ürün tüketilirken dikkat edilmesi gerektiğini MS'liler unutmasın.
Wahls Diyetinde İkinci Aşama (devam)
6- ÇİĞ yemek - Diyetin bu ikinci aşamasında gıdaları çiğ veya mümkün olduğu kadar çiğ (50 derecenin altında ya da çok kısa süre pişirerek) tüketmemiz öneriliyor. Çünkü yoğun ısı, gıdalardaki sindirme enzimlerini işlevsiz bırakarak içerdikleri besin değerlerini vücudun tam olarak emmesine ("absorb") engel oluyor. Başka bir deyişle gıdaların çiğ tüketimi, içerdikleri besin değerlerinden tam anlamıyla yararlanabilmek için gerekli.
Meyve ve sebzelerde bu kuralı uygulamak hiç zor değil. Meyveler zaten genelde çiğ yenir, sebzelerin çoğu da salatada kullanılabilir. Salatada kullanamadığımız sebzeleri de az pişirerek veya daha iyisi fermente ederek (örneğin turşu olarak) tüketebiliriz. [Bu konudan yarın 7. maddede daha çok bahsedeceğiz.] Sonuç olarak meyvelerin besin değerlerinden hemen hemen daima, sebzelerinkinden de sık sık (Dr.Wahls salatayı üç öğünde de tüketmemizi öneriyor) tam anlamıyla yararlanabileceğimiz anlaşılıyor.
Aynı şeyi etler için de söylemek biraz zor! Çiğ eti ancak fermente edilmiş veya salamura edilmiş halde yememiz söz konusu. Fermente edilmiş çiğ etlere sucuk, salam,pastırma örnek verilebilir. Ancak bunları kendimiz yapamıyorsak piyasadaki hazır ürünleri kullanmak pek akıllıca sayılmaz, çünkü gerçekten sağlıklı biçimde üretildiklerinden, bir de üstelik içlerine gerçekten neler konulduğundan asla emin olamayız! Besin değerlerini tam olarak tüketelim derken bir yığın zararlı maddeyi de tüketmek mümkün yani... Zaten Dr.Wahls bile 'çiğ yeme kuralını' etlerde uygulamadığını itiraf ediyor.
[Belki balık etleri açısından çiğ yemek söz konusu olabilir. İnsanın aklına hemen suşi, çiroz veya lakerda geliyor!.. Ama bunları da kendin hazırlamak bir hayli zor ne yazık ki..]
Meyve ve sebzelerde bu kuralı uygulamak hiç zor değil. Meyveler zaten genelde çiğ yenir, sebzelerin çoğu da salatada kullanılabilir. Salatada kullanamadığımız sebzeleri de az pişirerek veya daha iyisi fermente ederek (örneğin turşu olarak) tüketebiliriz. [Bu konudan yarın 7. maddede daha çok bahsedeceğiz.] Sonuç olarak meyvelerin besin değerlerinden hemen hemen daima, sebzelerinkinden de sık sık (Dr.Wahls salatayı üç öğünde de tüketmemizi öneriyor) tam anlamıyla yararlanabileceğimiz anlaşılıyor.
Aynı şeyi etler için de söylemek biraz zor! Çiğ eti ancak fermente edilmiş veya salamura edilmiş halde yememiz söz konusu. Fermente edilmiş çiğ etlere sucuk, salam,pastırma örnek verilebilir. Ancak bunları kendimiz yapamıyorsak piyasadaki hazır ürünleri kullanmak pek akıllıca sayılmaz, çünkü gerçekten sağlıklı biçimde üretildiklerinden, bir de üstelik içlerine gerçekten neler konulduğundan asla emin olamayız! Besin değerlerini tam olarak tüketelim derken bir yığın zararlı maddeyi de tüketmek mümkün yani... Zaten Dr.Wahls bile 'çiğ yeme kuralını' etlerde uygulamadığını itiraf ediyor.
[Belki balık etleri açısından çiğ yemek söz konusu olabilir. İnsanın aklına hemen suşi, çiroz veya lakerda geliyor!.. Ama bunları da kendin hazırlamak bir hayli zor ne yazık ki..]
19 Eylül 2015 Cumartesi
Wahls Diyetinde İkinci Aşama (devam)
4- Son olarak, kuru yemişlerin de Wahls Diyeti'nin ikinci aşamasının zorunlu bir parçası olduğunu belirtelim. Bu zorunluluğun nedeni açık: Çok önemli besin maddeleri içeriyorlar. Örneğin ceviz 'omega 3', badem ve ay çekirdeği ise E vitamini açısından çok zenginmiş. Ayrıca antioksidan olma ve beyindeki 'myelin' kılıfını koruma gibi çok önemli özellikleri varmış. Buna rağmen kuruyemiş tüketimimiz sınırsız değil. Evet, kuru yemiş her gün tüketmemiz gerekiyor ama en fazla 120 gram ne yazık ki!
Dr.Wahls'ın en cok önerdiği kuruyemişler, ceviz, badem, fındık ve ayçekirdeği..Soğuk basılmış olmak ve 47 dereceden fazla ısıtılmamak şartıyla, ceviz ve badem yağları da öneriliyor. Ağaçta yetişen kuru yemişlere karşı alerjisi olanların, ayçekirdeği ve kabak çekirdeğiyle açığı kapatabilecekleri öngörülüyor. Eğer bunlara karşı da hassasiyetimiz varsa, E vitamini ihtiyacımızı zeytinyağı ve avokado yağından karşılamamız gerekecekmiş.
Burada bir de kuruyemişlerin nasıl tüketilmesi gerektiği konusu üzerinde duralım. En başta kavrulmuş kuruyemişleri unutmamız gerekiyor. Ama bunları çiğ yememiz de yeterli değil Dr.Wahls'a göre, maksimum yarar ve minimum zarar sağlamak için ya bir gece önceden suya koyup ıslatmalı ya da 3 gün suda tutup filizlendirmeliymişiz!
Böylece ikinci aşamada ne yemeliyiz konusunu tamamlamış ve nasıl yemeliyiz konusuna gelmiş bulunuyoruz:
5- Islatma ve Filizlendirme- Burada söz konusu olan gıdalar, haftada iki kere yenmesine izin verilen glutensiz tahıllar ve baklagiller ile her gün tüketilmesi gereken kuru yemişler ve bir de çekirdek/tohumlar.
Islatmayla kastedilen, yukarıdaki gıdaları bir kaba koyup üstlerine su doldurduktan sonra 6-24 saat suda bekletmek. Böylece çimlendirme işlemi başlamış oluyor. Gıdaları tam anlamıyla filizlendirmek için ise, ıslattıktan sonra 3 gün boyunca günde 3 defa suyla çalkalayıp suyunu süzmek gerekiyor. Ondan sonra gıdaları ister çiğ, ister pişmiş, istersek de en çok 47 derecede kurutarak yemek bize kalmış. Yalnız filizlendirme işini üç günden fazla sürdürür ve gıdalarda yaprak veya filizler gözle görülür hale gelirse, bakterilenme tehlikesine karşı bunları derhal tüketmek gerekiyor.
Bütün bunlar söz konusu gıdalarda sağlıklı bir enzim faaliyetini başlatabilmek için yapılıyor. Çünkü özellikle tahıl ve baklagiller sağlıklı beslenmeyi engelleyici bazı özellikler de içeriyorlar ve ıslatma/filizlendirme sayesinde hızlanan enzim faaliyetiyle bu özellikler ortadan kaldırılabiliyor.
[ Bu ıslatma/filizlendirme meselesinin özellikle kuruyemişlerle ilgili olarak bana biraz ters geldiğini itiraf etmeliyim. (Baklagiller dert değil, onları zaten önceden ıslatıp pişiriyordum, glutensiz tahılları da yemesem de olur!) Gerçi Dr.Wahls kuru yemişleri ıslattıktan sonra 50 derecenin altında kurutursak eski çıtır özelliklerini kazandırabileceğimizi söylüyor ama bu bana pek mümkün gelmiyor... Neyse, görücez bakalım! ]
Dr.Wahls'ın en cok önerdiği kuruyemişler, ceviz, badem, fındık ve ayçekirdeği..Soğuk basılmış olmak ve 47 dereceden fazla ısıtılmamak şartıyla, ceviz ve badem yağları da öneriliyor. Ağaçta yetişen kuru yemişlere karşı alerjisi olanların, ayçekirdeği ve kabak çekirdeğiyle açığı kapatabilecekleri öngörülüyor. Eğer bunlara karşı da hassasiyetimiz varsa, E vitamini ihtiyacımızı zeytinyağı ve avokado yağından karşılamamız gerekecekmiş.
Burada bir de kuruyemişlerin nasıl tüketilmesi gerektiği konusu üzerinde duralım. En başta kavrulmuş kuruyemişleri unutmamız gerekiyor. Ama bunları çiğ yememiz de yeterli değil Dr.Wahls'a göre, maksimum yarar ve minimum zarar sağlamak için ya bir gece önceden suya koyup ıslatmalı ya da 3 gün suda tutup filizlendirmeliymişiz!
Böylece ikinci aşamada ne yemeliyiz konusunu tamamlamış ve nasıl yemeliyiz konusuna gelmiş bulunuyoruz:
5- Islatma ve Filizlendirme- Burada söz konusu olan gıdalar, haftada iki kere yenmesine izin verilen glutensiz tahıllar ve baklagiller ile her gün tüketilmesi gereken kuru yemişler ve bir de çekirdek/tohumlar.
Islatmayla kastedilen, yukarıdaki gıdaları bir kaba koyup üstlerine su doldurduktan sonra 6-24 saat suda bekletmek. Böylece çimlendirme işlemi başlamış oluyor. Gıdaları tam anlamıyla filizlendirmek için ise, ıslattıktan sonra 3 gün boyunca günde 3 defa suyla çalkalayıp suyunu süzmek gerekiyor. Ondan sonra gıdaları ister çiğ, ister pişmiş, istersek de en çok 47 derecede kurutarak yemek bize kalmış. Yalnız filizlendirme işini üç günden fazla sürdürür ve gıdalarda yaprak veya filizler gözle görülür hale gelirse, bakterilenme tehlikesine karşı bunları derhal tüketmek gerekiyor.
Bütün bunlar söz konusu gıdalarda sağlıklı bir enzim faaliyetini başlatabilmek için yapılıyor. Çünkü özellikle tahıl ve baklagiller sağlıklı beslenmeyi engelleyici bazı özellikler de içeriyorlar ve ıslatma/filizlendirme sayesinde hızlanan enzim faaliyetiyle bu özellikler ortadan kaldırılabiliyor.
[ Bu ıslatma/filizlendirme meselesinin özellikle kuruyemişlerle ilgili olarak bana biraz ters geldiğini itiraf etmeliyim. (Baklagiller dert değil, onları zaten önceden ıslatıp pişiriyordum, glutensiz tahılları da yemesem de olur!) Gerçi Dr.Wahls kuru yemişleri ıslattıktan sonra 50 derecenin altında kurutursak eski çıtır özelliklerini kazandırabileceğimizi söylüyor ama bu bana pek mümkün gelmiyor... Neyse, görücez bakalım! ]
17 Eylül 2015 Perşembe
Wahls Diyetinde İkinci Aşama (devam)
3- Dr.Wahls'ın günlük diyetimize mutlaka katmamızı istediği bir deniz ürünü daha var ki Türkiye'de yemek masalarında pek rastlamayız: deniz sebzeleri yani bildiğimiz yosun!
Yosunda bol miktarda bulunan iyot, metabolizmayı ve vücudun enerjisini yöneten tiroid bezi için vazgeçilmez olmasının yanı sıra kan hücrelerinin virüs, bakteri ve kanser hücrelerine karşı verdikleri savaş için çok gerekliymiş. Bunun yanında vücuttaki demir ve cıva gibi ağır metallerin atılmasına da yardımcı oluyormuş.
Yosunların faydaları iyotla da sınırlı kalmıyor. Ayrıca bol miktarda değerli vitamin ve mineraller içeriyorlar.Bu nedenle Wahls Diyetinin ikinci aşamasında her gün ve mümkün olduğu kadar çeşitli yosun tüketmemiz gerekiyor.
Tüketmemiz gereken miktar ise yosunların durumuna göre değişiyor: Yosun taze ise 2.5 bardak, kuru ise 75 gram, işlenip pul ("flake") haline getirildiyse 1 çay kaşığı, toz haline getirildiyse 1/4 çay kaşığı... (Bu miktarlara yavaş yavaş ulaşmak öneriliyor.)
Bu sonuncular anlaşılan ABD'de bulunuyor ki Dr.Wahls bunları kullanıyormuş. Türkiye'de bildiğim kadarıyla bulunmuyor. Allahtan denizler yosun dolu! Asıl önemlisi, doğal ilaç firmalarının "supplement"ları arasında 'yosun ilaçları' yer alıyor. Bunlar çok önerilmese de, 'hiç yoktan iyidir'!...
Yosunda bol miktarda bulunan iyot, metabolizmayı ve vücudun enerjisini yöneten tiroid bezi için vazgeçilmez olmasının yanı sıra kan hücrelerinin virüs, bakteri ve kanser hücrelerine karşı verdikleri savaş için çok gerekliymiş. Bunun yanında vücuttaki demir ve cıva gibi ağır metallerin atılmasına da yardımcı oluyormuş.
Yosunların faydaları iyotla da sınırlı kalmıyor. Ayrıca bol miktarda değerli vitamin ve mineraller içeriyorlar.Bu nedenle Wahls Diyetinin ikinci aşamasında her gün ve mümkün olduğu kadar çeşitli yosun tüketmemiz gerekiyor.
Tüketmemiz gereken miktar ise yosunların durumuna göre değişiyor: Yosun taze ise 2.5 bardak, kuru ise 75 gram, işlenip pul ("flake") haline getirildiyse 1 çay kaşığı, toz haline getirildiyse 1/4 çay kaşığı... (Bu miktarlara yavaş yavaş ulaşmak öneriliyor.)
Bu sonuncular anlaşılan ABD'de bulunuyor ki Dr.Wahls bunları kullanıyormuş. Türkiye'de bildiğim kadarıyla bulunmuyor. Allahtan denizler yosun dolu! Asıl önemlisi, doğal ilaç firmalarının "supplement"ları arasında 'yosun ilaçları' yer alıyor. Bunlar çok önerilmese de, 'hiç yoktan iyidir'!...
15 Eylül 2015 Salı
Wahls Diyetinde İkinci Aşama (devam)
2- Hayvansal protein ve ötesi
* Günlük et tüketimi açıkça zorunlu ve cinsiyet/cüsse'ye göre günde en az 250 en çok 650g et yememiz şart. Bu da haftada en az 1.75 kg et tüketmek demek oluyor. Ayrıca tüketmemiz gereken etlerin mümkün olduğu kadar doğal ve/veya organik olması gerektiği konusunda birinci aşamada söylenenler aynen geçerli.
Birinci aşamada vejetaryenlere et yerine baklagiller ve soya tüketmelerini öneren Dr.Wahls, bu aşamada hayvansal proteinin önemini ve muhakkak her gün alınması gerektiğini vurguladıktan sonra, özellikle 'auto immune' hastalıklarda vejetaryen diyetinin sakıncalarını uzun uzun anlatmakla yetinmiş. Diğer bir deyişle vejetaryenler Wahls Diyetinin 1. aşamasında kalmak veya vejetaryenliği bırakmak durumundalar. Dr.Wahls'ın dediği gibi, "your choice" yani seçim sizin...
* Haftada en az 350g. sakatat da zorunlu et tüketiminin bir parçası olarak diyetin bu aşamasında zorunlu tutuluyor. Sakatat deyince akla hemen ciğer, yürek, böbrek, beyin ve kelle geliyor. Bunlar sadece hayvansal protein değil,B, A ve D vitaminleri ile 'mitochonddria'nın sağlıklı çalışabilmesi için çok faydalı elementler (örn. coenzym Q) açısından da çok zengin oldukları için Wahls Diyetinin ikinci aşamasının olmazsa olmazları arasında sayılıyor.
* Haftalık et tüketiminin en az 600 gramının da balık ve diğer deniz hayvanları olmak zorunda olduğu belirtiliyor . Çünkü bunları tüketmek, yalnızca hayvansal protein değil, Omega-3 yağ asitleri bakımından da çok önemliymiş. Omega 3, özellikle soğuk deniz balıklarında (somon, ton balığı), midye ve karidesde bol miktarda var.
[Omega 3 demişken, DHA (Omega 3 asidi) ve GLA (Omega 6 asidi)nin özellikle beyin veya bağışıklık sistemi hastalıklarına çok iyi geldiğini, ama bunların ikisini de 1:1 oranında almak gerektiğini özellikle vurgulayalım. Modern beslenmede bu iki yağ asidinin birbirine oranı Omega 6 lehine çok artmış durumda ve bu da zararlı.Merak etmeyin, Wahls diyetinde bu oran gözetilmiş bulunuyor! ]
* Hayvanların sadece eti veya sakatatı da değil kemik, tendon ve kıkırdakları da çok faydalıymış, biliyor musunuz? Yok, bunları kemirmiycez tabi! Ama bunları kaynatıp elde ettiğimiz et suyuna dilediğimiz çorbayı yapabiliyoruz, tabi yasak olmayan malzemeler katarak.Dr. Wahls her gün en az bir kase et suyu çorba öneriyor...
* Günlük et tüketimi açıkça zorunlu ve cinsiyet/cüsse'ye göre günde en az 250 en çok 650g et yememiz şart. Bu da haftada en az 1.75 kg et tüketmek demek oluyor. Ayrıca tüketmemiz gereken etlerin mümkün olduğu kadar doğal ve/veya organik olması gerektiği konusunda birinci aşamada söylenenler aynen geçerli.
Birinci aşamada vejetaryenlere et yerine baklagiller ve soya tüketmelerini öneren Dr.Wahls, bu aşamada hayvansal proteinin önemini ve muhakkak her gün alınması gerektiğini vurguladıktan sonra, özellikle 'auto immune' hastalıklarda vejetaryen diyetinin sakıncalarını uzun uzun anlatmakla yetinmiş. Diğer bir deyişle vejetaryenler Wahls Diyetinin 1. aşamasında kalmak veya vejetaryenliği bırakmak durumundalar. Dr.Wahls'ın dediği gibi, "your choice" yani seçim sizin...
* Haftada en az 350g. sakatat da zorunlu et tüketiminin bir parçası olarak diyetin bu aşamasında zorunlu tutuluyor. Sakatat deyince akla hemen ciğer, yürek, böbrek, beyin ve kelle geliyor. Bunlar sadece hayvansal protein değil,B, A ve D vitaminleri ile 'mitochonddria'nın sağlıklı çalışabilmesi için çok faydalı elementler (örn. coenzym Q) açısından da çok zengin oldukları için Wahls Diyetinin ikinci aşamasının olmazsa olmazları arasında sayılıyor.
* Haftalık et tüketiminin en az 600 gramının da balık ve diğer deniz hayvanları olmak zorunda olduğu belirtiliyor . Çünkü bunları tüketmek, yalnızca hayvansal protein değil, Omega-3 yağ asitleri bakımından da çok önemliymiş. Omega 3, özellikle soğuk deniz balıklarında (somon, ton balığı), midye ve karidesde bol miktarda var.
[Omega 3 demişken, DHA (Omega 3 asidi) ve GLA (Omega 6 asidi)nin özellikle beyin veya bağışıklık sistemi hastalıklarına çok iyi geldiğini, ama bunların ikisini de 1:1 oranında almak gerektiğini özellikle vurgulayalım. Modern beslenmede bu iki yağ asidinin birbirine oranı Omega 6 lehine çok artmış durumda ve bu da zararlı.Merak etmeyin, Wahls diyetinde bu oran gözetilmiş bulunuyor! ]
* Hayvanların sadece eti veya sakatatı da değil kemik, tendon ve kıkırdakları da çok faydalıymış, biliyor musunuz? Yok, bunları kemirmiycez tabi! Ama bunları kaynatıp elde ettiğimiz et suyuna dilediğimiz çorbayı yapabiliyoruz, tabi yasak olmayan malzemeler katarak.Dr. Wahls her gün en az bir kase et suyu çorba öneriyor...
14 Eylül 2015 Pazartesi
WAHLS DİYETİNDE İKİNCİ AŞAMA (WAHLS PALEO)
Dr.Wahls'a göre diyetinin en popüler aşaması bu ikinci aşama... Bu aşamaya dilersek birinci aşamayı bir süre deneyip ondan sonra geçebileceğimiz gibi, Wahls diyetine doğrudan doğruya bu aşamadan da başlayabiliyoruz.
Bu aşamada da birinci aşamadaki kurallar tamamen geçerli. Dokuz bardak kuralı da gluten ve süt/süt ürünleri yasağı da aynen devam. Bunlara ek olarak zorunlu gıdalarda bayağı bir artış var. Bunlarla birlikte birinci aşamada tüketilmeleri yasaklanmayan ya da sınırlanmayan bazı gıdalar bu aşamada sınırlanıyor.
İkinci Aşamadaki Değişiklikler
1- Glutensiz de olsa tahılları, baklagilleri ve patatesi haftada en fazla iki porsiyonla sınırlamamız hatta mümkünse tamamen kaldırmamız isteniyor. İdeal olan, bunları günlük öğünlerimizden tamamen kaldırıp ancak kırk yılda bir tüketmekmiş. Neden mi?
Çünkü söz konusu gıdaların bazı faydaları olmakla birlikte aynı zamanda karbonhidrat değerleri çok yüksek ve fazla karbonhidratın da erken zihinsel gerilemeye, mide-bağırsak rahatsızlıklarına yol açabileceği biliniyor. Ayrıca karbonhidratları azaltmanın alevlenmeleri (inflammation) de azaltabileceği düşünülüyor.
[ Hatta bu yüzden meyve/sebzeler ile ilgili de dikkat etmemiz gereken bazı noktalar var: Zaman içinde karbonhidratı çok olan meyve/sebzeleri yavaş yavaş terkedip yerlerine daha az karbonhidratlı olanları koymamız gerekecek. Bununla ilgili olarak şunu da ekleyelim: Karbonhidratı yoğun sebzeleri pişirmeyip çiğ veya buharda haşlanmış şekilde tüketmemiz de öneriliyor.]
Bu aşamada da birinci aşamadaki kurallar tamamen geçerli. Dokuz bardak kuralı da gluten ve süt/süt ürünleri yasağı da aynen devam. Bunlara ek olarak zorunlu gıdalarda bayağı bir artış var. Bunlarla birlikte birinci aşamada tüketilmeleri yasaklanmayan ya da sınırlanmayan bazı gıdalar bu aşamada sınırlanıyor.
İkinci Aşamadaki Değişiklikler
1- Glutensiz de olsa tahılları, baklagilleri ve patatesi haftada en fazla iki porsiyonla sınırlamamız hatta mümkünse tamamen kaldırmamız isteniyor. İdeal olan, bunları günlük öğünlerimizden tamamen kaldırıp ancak kırk yılda bir tüketmekmiş. Neden mi?
Çünkü söz konusu gıdaların bazı faydaları olmakla birlikte aynı zamanda karbonhidrat değerleri çok yüksek ve fazla karbonhidratın da erken zihinsel gerilemeye, mide-bağırsak rahatsızlıklarına yol açabileceği biliniyor. Ayrıca karbonhidratları azaltmanın alevlenmeleri (inflammation) de azaltabileceği düşünülüyor.
[ Hatta bu yüzden meyve/sebzeler ile ilgili de dikkat etmemiz gereken bazı noktalar var: Zaman içinde karbonhidratı çok olan meyve/sebzeleri yavaş yavaş terkedip yerlerine daha az karbonhidratlı olanları koymamız gerekecek. Bununla ilgili olarak şunu da ekleyelim: Karbonhidratı yoğun sebzeleri pişirmeyip çiğ veya buharda haşlanmış şekilde tüketmemiz de öneriliyor.]
13 Eylül 2015 Pazar
Wahls Diyetinde Birinci Aşama (devam)
'Kısaca ve Özetle' Birinci Aşama
* Glutenli besinler, süt ürünleri ve yumurtayı hayatımızdan çıkarıyoruz. (En azından 1 ay için)
* Her gün 3 bardak yeşil yapraklı sebze + 3 bardak kükürtlü sebze + 3 bardak parlak renkli meyve ve sebze tüketiyoruz. (Bunlar ne kadar doğal hatta organik olursa o kadar iyi)
* (Bence) her gün 180-360g. arası sağlıklı et/balık tüketmemiz de gerekiyor.
* Trans yağlar ve omega 6 bakımından zengin tüm bitkisel yağlar, işlenmiş şeker ve tüm tatlandırıcılar, organik olmayan soya ve pirinç sütü, kimyasal koruyucu ve tatlandırıcı eklenmiş veya microwave'den çıkmış tüm besinler yasak!
Bunlar yapmak zorunda olduklarımız...
Bir de dilersek yapabileceklerimiz var:
* Organik ve soğuk bastırılmış olması ve de pişirilmemesi şartıyla, zeytinyağı
* 9 bardağa dahil olmamak kaydıyla, muz, elma, armut
* Pişirmemek ve günde iki yemek kaşığını geçmemek şartıyla keten tohumu, ceviz ve hintkeneviri yağı (bunlar omega 3 yağları)
* Tahıldan yapılmamak ve günde bir kadehi aşmamak şartıyla alkollü içki (organık şarap örnek olarak verilmiş)
* Günde 120 gramı geçmemek şartıyla kuru yemiş ve çekirdek
* Günde bir çay kaşığını geçmemek kaydıyla doğal şeker (örn.bal)
tüketebiliyoruz!
* Glutenli besinler, süt ürünleri ve yumurtayı hayatımızdan çıkarıyoruz. (En azından 1 ay için)
* Her gün 3 bardak yeşil yapraklı sebze + 3 bardak kükürtlü sebze + 3 bardak parlak renkli meyve ve sebze tüketiyoruz. (Bunlar ne kadar doğal hatta organik olursa o kadar iyi)
* (Bence) her gün 180-360g. arası sağlıklı et/balık tüketmemiz de gerekiyor.
* Trans yağlar ve omega 6 bakımından zengin tüm bitkisel yağlar, işlenmiş şeker ve tüm tatlandırıcılar, organik olmayan soya ve pirinç sütü, kimyasal koruyucu ve tatlandırıcı eklenmiş veya microwave'den çıkmış tüm besinler yasak!
Bunlar yapmak zorunda olduklarımız...
Bir de dilersek yapabileceklerimiz var:
* Organik ve soğuk bastırılmış olması ve de pişirilmemesi şartıyla, zeytinyağı
* 9 bardağa dahil olmamak kaydıyla, muz, elma, armut
* Pişirmemek ve günde iki yemek kaşığını geçmemek şartıyla keten tohumu, ceviz ve hintkeneviri yağı (bunlar omega 3 yağları)
* Tahıldan yapılmamak ve günde bir kadehi aşmamak şartıyla alkollü içki (organık şarap örnek olarak verilmiş)
* Günde 120 gramı geçmemek şartıyla kuru yemiş ve çekirdek
* Günde bir çay kaşığını geçmemek kaydıyla doğal şeker (örn.bal)
tüketebiliyoruz!
Wahls Diyetinde Birinci Aşama (devam)
4- Birinci aşamada açıkça zorunlu olarak sayılan yalnızca bu 9 bardak aslında... Ama bence 'zımnen zorunlu' olduğu anlaşılan bir gıda türü daha var: hayvani protein. Bunu nereden mi çıkarıyorum? Birincisi, Dr.Wahls'ın ilgili bölümün sonuna koyduğu örnek haftalık menünün her gününde en az bir öğünde beyaz/kırmızı et mutlaka yer alıyor. İkincisi, günde 270-630 gram et tüketmek ikinci aşamada zorunlu tutuluyor. Üçüncüsü, yenilecek etlerin hangi özellikleri taşıması gerektiği birinci aşamada ayrıntılarıyla anlatılıyor. Şimdi bunları görelim:
* Bir porsiyon et yemeğinde, 180-360g. et olması gerekiyor. (Miktarlar cinsiyet ve cüsseyle orantılı olarak değişiyor)
* Etin mümkün olduğu kadar sağlıklı, hareketli ve olumsuz çevre şartlarından en az etkilenmiş hayvanların eti olması gerekiyor. Çağımızda bunu tam olarak gerçekleştirmek imkansız gibi görünse de, burada ehveni şer olanı seçmek bana tek şansımız gibi geliyor. Örneğin etleri süpermarketlerden almak yerine onaylı ve güvenilir organik çiftliklerden alabiliriz belki... (Gerçi Dr.Wahls etlerin yalnızca organik şartlarda beslenen değil aynı zamanda sırf otla beslenen hayvanların eti olması gerektiğini söylüyor!) Belki de en iyisi balığa ağırlık vermek...
* Balık seçiminde de dikkatli olmak gerekiyor tabii. Balığın açık deniz balığı olması gerekiyor en önemlisi. Balık üretim çiftliklerinde üretilen balıklar kesinlikle tercih edilmemeli.
* Tercih demişken, bir de küçük balıklar daima büyüklere tercih edilmeliymiş. Bunun nedeni de büyük balığın küçükten daha fazla cıva içermesiymiş. (Size de fenalık geldi mi? Bana geldi! Ama bir 6 ay dişimi sıkmaya kararlıyım inşallah!...)
* Bir porsiyon et yemeğinde, 180-360g. et olması gerekiyor. (Miktarlar cinsiyet ve cüsseyle orantılı olarak değişiyor)
* Etin mümkün olduğu kadar sağlıklı, hareketli ve olumsuz çevre şartlarından en az etkilenmiş hayvanların eti olması gerekiyor. Çağımızda bunu tam olarak gerçekleştirmek imkansız gibi görünse de, burada ehveni şer olanı seçmek bana tek şansımız gibi geliyor. Örneğin etleri süpermarketlerden almak yerine onaylı ve güvenilir organik çiftliklerden alabiliriz belki... (Gerçi Dr.Wahls etlerin yalnızca organik şartlarda beslenen değil aynı zamanda sırf otla beslenen hayvanların eti olması gerektiğini söylüyor!) Belki de en iyisi balığa ağırlık vermek...
* Balık seçiminde de dikkatli olmak gerekiyor tabii. Balığın açık deniz balığı olması gerekiyor en önemlisi. Balık üretim çiftliklerinde üretilen balıklar kesinlikle tercih edilmemeli.
* Tercih demişken, bir de küçük balıklar daima büyüklere tercih edilmeliymiş. Bunun nedeni de büyük balığın küçükten daha fazla cıva içermesiymiş. (Size de fenalık geldi mi? Bana geldi! Ama bir 6 ay dişimi sıkmaya kararlıyım inşallah!...)
10 Eylül 2015 Perşembe
Wahls Diyetinde Birinci Aşama (Devam)
Böylece Wahls Diyetinin en temel kuralı olan "dokuz bardak kuralı"nı görmüş olduk. Sıradaki zorunlu gıdalara geçmeden bununla ilgili üstünde durulması gereken birkaç noktayı görelim:
* 9 bardak sebze/meyvenin mümkün olduğu kadar taze ve yerel olması gerekiyor. Mevsim değişiklikleri ile sınırlı olmamak için dondurmak, kurutmak ve fermantasyon mümkün. Hatta fermantasyon özellikle teşvik de ediliyor (Bu konuya ikinci aşamada tekrar döneceğiz)
* 9 bardak meyve/sebze herkes için çok kolay yenir yutulur bir şey olmayabilir! Özellikle sindirim sorunları yaşayanlar olabilir. O yüzden yavaş yavaş başlayıp 9 bardağa çıkmakta fayda var...
* Sebzeler çiğ veya pişmiş olarak tüketilebilir. Ama çiğ yemeye (mesela salata veya 'smoothie' olarak) öncelik vermek lazım.
* Çeşitlilik önemli. Her gün mümkün olduğu kadar farklı sebzeler ve meyveler yemek lazım.
* 9 bardağı daha kolay tamamlayabilmek için sıkı bir "blender"ın içine çeşitli sebze meyveleri atıp üzerine sıvı ekleyip çeşit çeşit "smoothie"ler yapabiliyoruz. Ancak sebze/meyve'nin suyunu sıkmak kesinlikle önerilmiyor ve zorunlu 9 bardağa dahil edilmiyor.
* Sebzeleri alır almaz sirkeli suyla yıkayıp ayıkladıktan sonra buzdolabında tüketmeye hazır bekletmek de önerilenler arasında.
9 Eylül 2015 Çarşamba
Wahls Diyetinde Birinci Aşama (Devam)
2- 3 Bardak Kükürtlü Sebze
Kükürtlü sebzeler güçlü birer anti-oksidan olmaları dışında,beyin hücrelerine, eklem ve deri problemlerine,damar sağlığına özellikle iyi geliyorlarmış. Şu sebzeler özellikle öneriliyor:
- kara lahana
- brokoli
- karnabahar
- bürüksel lahanası
- bütün lahana ailesi
- şalgam
- turp
- soğan çeşitleri
- sarmısak
- pırasa
- mantar çeşitleri
- kuşkonmaz
3- 3 Bardak Canlı Renkli Meyve ve Sebze
Ne kadar canlı olursa o kadar iyi! Ve de canlılık sadece kabukta olmayacak. O yüzden muz, elma ve armut bu 3 bardak zorunlu gıdaya dahil değiller.(Bu aşamada yasak da değiller, zorunlu gıdaları bitirince yiyebiliyorsunuz)
Burada unutulmaması gereken nokta, üç bardağın en az üç çeşit renkli sebze ve/veya meyveyi içermesi gerektiği...
Şimdi de canlı renkli sebze/meyveleri görelim:
- kayısı
- üzüm
- kiwi
- karpuz
- kavun
- zeytin
- kiraz
- mandalina, portakal, grapefruit
- çilek
- her türlü "berry"
- incir
- erik
- şeftali, nektarin
- ananas
- hurma
- kuru üzüm ve erik
Şahsen ben, bu seçenekteki 3 bardağımı meyvelerle doldurmayı tercih ederim, ama dileyen aşağıdaki sebzeleri de seçebilir:
- deniz börülcesi
- kuşkonmaz
- avocado
- taze fasulye
- bezelye
- kereviz
- lahana
- salatalık, kabak (kabuklarıyla olmak kaydıyla)
- limon
- bamya
- biber
- pancar
- domates
- patlıcan
- balkabağı
- kuru üzüm,kuru erik, hurma
Kükürtlü sebzeler güçlü birer anti-oksidan olmaları dışında,beyin hücrelerine, eklem ve deri problemlerine,damar sağlığına özellikle iyi geliyorlarmış. Şu sebzeler özellikle öneriliyor:
- kara lahana
- brokoli
- karnabahar
- bürüksel lahanası
- bütün lahana ailesi
- şalgam
- turp
- soğan çeşitleri
- sarmısak
- pırasa
- mantar çeşitleri
- kuşkonmaz
3- 3 Bardak Canlı Renkli Meyve ve Sebze
Ne kadar canlı olursa o kadar iyi! Ve de canlılık sadece kabukta olmayacak. O yüzden muz, elma ve armut bu 3 bardak zorunlu gıdaya dahil değiller.(Bu aşamada yasak da değiller, zorunlu gıdaları bitirince yiyebiliyorsunuz)
Burada unutulmaması gereken nokta, üç bardağın en az üç çeşit renkli sebze ve/veya meyveyi içermesi gerektiği...
Şimdi de canlı renkli sebze/meyveleri görelim:
- kayısı
- üzüm
- kiwi
- karpuz
- kavun
- zeytin
- kiraz
- mandalina, portakal, grapefruit
- çilek
- her türlü "berry"
- incir
- erik
- şeftali, nektarin
- ananas
- hurma
- kuru üzüm ve erik
Şahsen ben, bu seçenekteki 3 bardağımı meyvelerle doldurmayı tercih ederim, ama dileyen aşağıdaki sebzeleri de seçebilir:
- deniz börülcesi
- kuşkonmaz
- avocado
- taze fasulye
- bezelye
- kereviz
- lahana
- salatalık, kabak (kabuklarıyla olmak kaydıyla)
- limon
- bamya
- biber
- pancar
- domates
- patlıcan
- balkabağı
- kuru üzüm,kuru erik, hurma
8 Eylül 2015 Salı
WAHLS DİYETİNDE BİRİNCİ AŞAMA
Tüketilmesi Zorunlu Besinler
1- 3 Bardak yeşil yapraklı sebze (Dr.Wahls ölçü birimi olarak "cup" kullanmış, bu da hemen hemen 1 küçük su bardağına denk geliyor, tam olarak 237 ml)
Yeşil yapraklı sebzeler B, C ve K vitaminleri ile karoten açısından çok zengin. Wahls Diyeti'ne göre bunlardan her gün 3 bardak dolusu yemek zorundayız. Taze veya pişmiş yemek farketmiyor. Ancak miktar değişiyor tabi: 1 bardak pişmiş = 2 bardak çiğ kuralı geçerli. Yani sırf çiğ yemeye karar verirsek 6 bardak yememiz gerekecek!
Yeşil yapraklı sebzelere örnek vermek gerekirse:
- roka
- ıspanak
- su teresi
- kara hindiba
- hardal bitkisi
- şalgam yeşillikleri
- "collard" ve "dandelion" yeşillikleri (türkçelerini bulamadım)
(Hanımlar, buraya kadar saydıklarım kalsiyum bakımından da çok zenginler)
- kara lahana
- marulun her çeşidi (iceberg hariç)
- pazı
- maydanoz
- kişniş bitkisi
- turp yaprakları
- kuzu kulağı
- uzak doğu yeşillikleri
Yeşil yapraklı sebzeler B, C ve K vitaminleri ile karoten açısından çok zengin. Wahls Diyeti'ne göre bunlardan her gün 3 bardak dolusu yemek zorundayız. Taze veya pişmiş yemek farketmiyor. Ancak miktar değişiyor tabi: 1 bardak pişmiş = 2 bardak çiğ kuralı geçerli. Yani sırf çiğ yemeye karar verirsek 6 bardak yememiz gerekecek!
Yeşil yapraklı sebzelere örnek vermek gerekirse:
- roka
- ıspanak
- su teresi
- kara hindiba
- hardal bitkisi
- şalgam yeşillikleri
- "collard" ve "dandelion" yeşillikleri (türkçelerini bulamadım)
(Hanımlar, buraya kadar saydıklarım kalsiyum bakımından da çok zenginler)
- kara lahana
- marulun her çeşidi (iceberg hariç)
- pazı
- maydanoz
- kişniş bitkisi
- turp yaprakları
- kuzu kulağı
- uzak doğu yeşillikleri
Yasaklara Devam...
Şimdi şöyle bir sorun var: Glutenli ürünler, süt ve süt ürünleri ile yumurta vücudumuzda zararlı reaksiyonlara yol açsa bile, sağlıklı yaşam için zorunlu olan bazı vitamin ve mineralleri içerdiklerini de biliyoruz. Hele benim gibi 50 yaş üzeri kadınlarda kalsiyum çok önemli, kendimizi daha iyi hissedelim derken, kemik erimesiyle uğraşmak zorunda kalmayalım!
Merak etmeyin, Wahls Diyetinin bir özelliği de şu: Her aşamada tüketilmesi zorunlu gıdalar miktarlarıyla birlikte ayrıntılı biçimde belirtilmiş. Bu yüzden diyetin üç aşamasında da hangi vitamin/mineralden ne ölçüde alınmış olacağını hesaplayıp listelemek mümkün olmuş. Dr.Wahls'ın kitabında yer alan bu listelere baktığımızda her aşamanın listesinin farklı olduğunu görüyoruz. Birinci aşamada, vücuda gereken vitamin/mineral miktarlarının 1.5 katından 8 katına kadar daha çok vitamin/mineral alacağımız anlaşılıyor. İkinci aşamada alınacak kalsiyum miktarı normal değerlerin azıcık altına iniyor, diğerleri normal değerlerin bir hayli üstünde kalmaya devam ediyor. Üçüncü aşamada da aynı durum söz konusu, yalnız kalsiyum değerleri biraz daha aşağı iniyor.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz sanıyorum: Birinci aşamada kalsiyum değerlerinde düşme olmadığına göre gönül rahatlığıyla bir ay boyunca süt ve süt ürünlerini kesip sonra yükleme yaparak 'casein'e karşı duyarlı olup olmadığımızı anlayabiliriz. Duyarlı değilsek ne ala, diyetteki kalsiyum eksiğini süt ve süt ürünlerinden doğal bir biçimde karşılayabiliriz. Yok duyarlıysak da dünyanın sonu değil, ikinci/üçüncü aşamaya geçtiğimizde kalsiyum hapları alarak biraz sentetiğe bağlarız! :)
(Bu arada Dr. Wahls, diyete başlamadan kanımızdaki vitamin ve mineral değerlerini ölçdürmemizi ve başladıktan bir-iki ay sonra aynı işlemi tekrarlayarak kıyaslama yapmamızı tavsiye ediyor)
(Bu arada Dr. Wahls, diyete başlamadan kanımızdaki vitamin ve mineral değerlerini ölçdürmemizi ve başladıktan bir-iki ay sonra aynı işlemi tekrarlayarak kıyaslama yapmamızı tavsiye ediyor)
6 Eylül 2015 Pazar
Yasaklara Devam...
2- Süt ve süt ürünleri - İşte bana en zor gelen yasak! Süt hiç sevmem Allahtan, ama ya yoğurt, hele peynir?!.. Sütlü tatlılar, dondurma, çikolata, krem şanti... Şaka gibi, ama bunların hepsi yasak!
Bu yasağın nedeni gayet ciddi: Glutene karşı olduğu gibi, süt ve süt ürünlerinde bulunan "casein"e (süt proteini) karşı da birçok kişinin bünyesi olumsuz tepki veriyor. Özellikle bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıkları olanların bünyeleri fazlasıyla zarar görebiliyor.
Burada söz konusu olan süt, keçi, koyun ve inek sütü elbette. Yoksa badem ve fındık sütü, organik olmak şartıyla soya fasulyesi ve pirinç sütü, hindistan cevizi sütü veya kenevir sütü gibi alternatif süt çeşitleri yasak olmadığı gibi, bunlardan üretilen peynir, yoğurt, krema gibi gıdaların da alternatif olarak tüketilebileceği özellikle belirtiliyor. (Çoğunuz gibi bu alternatiflerin(!) hiçbirini daha önce tatmışlığım yoktur! 'Gerçek' peynir veya yoğurta benzemedikleriyle ilgili içimde kötü bir his var sadece... )
Moraller daha fazla bozulmadan hemen bu yasağı 'delmenin' bir yolu olduğunu belirteyim!... Şöyle ki, bir ay dişimizi sıkıp, süt ve süt ürünlerini hayatımızdan çıkarıyoruz. Sonra 1-2 gün yoğun bir süt/süt ürünü yüklemesi yapıp durumumuza bir bakıyoruz, eğer bir kötüleşme tespit etmezsek, yırttık demektir! Aksi takdirde yapacak bir şey yok, süt ve süt ürünlerine ilelebet son veriyoruz...
Bu arada teselli niyetine, hiç süt içermemek şartıyla en az yüzde 75 kakao içeren bitter çikolataya veya süt içermeyen dondurmaya izin(!) verildiğini söylemeden geçmeyelim...
3- Yumurta - Yumurta da pek çok kişide (Bu arada Dr.Wahls'da da) alerjik reaksiyona neden olduğu için yasaklanan bir gıda. Bunun da özellikle size zararlı olup olmadığını anlamanın yolu süt ve süt ürünlerininkiyle aynı: İlk bir ay ağzınıza koymayıp, sonra iki gün yükleme yapmak ve sonuca göre karar vermek. Burada unutulmaması gereken iki ürünün de yüklemesini ayrı ayrı zamanlarda yapmak.
4- Diğer yasaklar - Bunlar herkesin -yani sağlıklı beslenmeye biraz olsun takılan herkesin- zararlı olduğunu bildiği gıdalar aslında. Kısaca sayalım yine de:
a- Rafine edilmiş şeker ve sun'i tatlandrıcılar (yüksek dozda fruktos içeren mısır şurubu da buraya dahil), şekerli tüm gıdalar
b- Trans yağlar, hidrojene yağlar, margarinler, omega-6 bakımından zengin olan bitkisel yağlar (özellikle mısır, soya fasulyesi, kanola ile pamuk ve üzüm tohumu yağları)
c- Gluten veya nitrat içeren tüm işlenmiş etler (sosis, salam vs.)
d- "Monosodium glutamate" içeren tüm yiyecekler
e- 'Light' olanı da dahil tüm sodalar
f- Microwave veya ışına tabi tutulmuş gıdalar
5 Eylül 2015 Cumartesi
Tüm Aşamalarda Geçerli Olan Yasaklar
Tüm Aşamalarda Geçerli Olan Yasaklar
1- Gluten içeren besinler - Wahls Diyetine başlarken glutenli yiyecek ve içeceklerin tümünden vazgeçmek gerekiyor. Nelerde mi gluten var? Nelerde yok ki!
Başta buğday, arpa, çavdar gibi hemen tüm tahıllarda gluten var, dolayısıyla bunları içeren ekmek, kek, pasta ve sair hamur işlerinde de.. (Üzerinde açıkça gluten içermediği belirtilmedikçe yulaf da yasaklara dahil)
Bulgur, irmik, kuskus ve makarna da glutenli gıdalar arasında ne yazık ki. (Piyasada glutensiz makarna var Allahtan!)
Malt ve malt içeren her şey - başta bira!
Durun daha bitmedi, gluten ayrıca birçok besinin üretiminde katkı maddesi olarak kullanılıyor. Bu yüzden hazır çorba, ketçap, soya sosu, hazır soslar, bazı çikolatalar, tatlandırıcılar,çeşni maddeleri, et suyu tabletleri, bazı cipsler de gluten içerebiliyor.
Üstelik bu sonuncuların ambalajlarında gluten içerdiği genellikle yazmadığı için dikkatli olmak lazım. Ama dert etmeyin! Burada 'Çölyakla Yaşam Derneği'nin internet sitesi imdadımıza yetişiyor ve glutensiz ürün markalarının tam listesini veriyor. (bkz. www.colyak.org.tr)
Daha işin başında moraller bozulmadan glutenli ürunler yerine kullanabileceğimiz alternatifleri sayalım hemen: Bir kere mısır ve pirinç gibi çok kullanılan iki gıdada gluten yok. Bize bunlar kadar aşina olmasa da kinoa, kara buğday,hint irmiği ve süpürge darısı da alternatif gıdalar olarak denenebilir. Un ihtiyacımızı da soya,hindistan cevizi, patates, kuru yemiş ve baklagillerden karşılayabiliriz. Ayrıca piyasada satılan Sinangil'in glutensiz unu ve başka bir sürü un, ekmek vs. Çölyak Derneşi'nin yukarıda belirttiğim listesinde yer alıyor.
Bunun dışında envai çeşit glutensiz ürünü online ısmarlamak da mümkün. Örneğin www.dogaevinizde.com adresinden yalnız glutensiz ürünleri değil, ileride göreceğimiz gibi bu diyette gerekecek organik ürünleri de ısmarlayabilirmişiz gibi görünüyor...
Sonuç olarak glutensiz yaşam zor olmayacak gibi görünüyor... Ben glutensiz yemeye başladım bile!..
Başta buğday, arpa, çavdar gibi hemen tüm tahıllarda gluten var, dolayısıyla bunları içeren ekmek, kek, pasta ve sair hamur işlerinde de.. (Üzerinde açıkça gluten içermediği belirtilmedikçe yulaf da yasaklara dahil)
Bulgur, irmik, kuskus ve makarna da glutenli gıdalar arasında ne yazık ki. (Piyasada glutensiz makarna var Allahtan!)
Malt ve malt içeren her şey - başta bira!
Durun daha bitmedi, gluten ayrıca birçok besinin üretiminde katkı maddesi olarak kullanılıyor. Bu yüzden hazır çorba, ketçap, soya sosu, hazır soslar, bazı çikolatalar, tatlandırıcılar,çeşni maddeleri, et suyu tabletleri, bazı cipsler de gluten içerebiliyor.
Üstelik bu sonuncuların ambalajlarında gluten içerdiği genellikle yazmadığı için dikkatli olmak lazım. Ama dert etmeyin! Burada 'Çölyakla Yaşam Derneği'nin internet sitesi imdadımıza yetişiyor ve glutensiz ürün markalarının tam listesini veriyor. (bkz. www.colyak.org.tr)
Daha işin başında moraller bozulmadan glutenli ürunler yerine kullanabileceğimiz alternatifleri sayalım hemen: Bir kere mısır ve pirinç gibi çok kullanılan iki gıdada gluten yok. Bize bunlar kadar aşina olmasa da kinoa, kara buğday,hint irmiği ve süpürge darısı da alternatif gıdalar olarak denenebilir. Un ihtiyacımızı da soya,hindistan cevizi, patates, kuru yemiş ve baklagillerden karşılayabiliriz. Ayrıca piyasada satılan Sinangil'in glutensiz unu ve başka bir sürü un, ekmek vs. Çölyak Derneşi'nin yukarıda belirttiğim listesinde yer alıyor.
Bunun dışında envai çeşit glutensiz ürünü online ısmarlamak da mümkün. Örneğin www.dogaevinizde.com adresinden yalnız glutensiz ürünleri değil, ileride göreceğimiz gibi bu diyette gerekecek organik ürünleri de ısmarlayabilirmişiz gibi görünüyor...
Sonuç olarak glutensiz yaşam zor olmayacak gibi görünüyor... Ben glutensiz yemeye başladım bile!..
4 Eylül 2015 Cuma
WAHLS DİYETİNİN AŞAMALARI
WAHLS DİYETİNİN AŞAMALARI
Wahls Diyeti kolay bir diyet değil...
Wahls Diyeti kolay bir diyet değil...
Bunu baştan kabul etsek iyi olur! Bence Dr.Wahls da bunun farkında ki, diyetini kolaydan zora doğru 3 aşamalı düzenlemiş. Bu sayede, diyeti uygulamakta zorlanacak olanlar birinci aşamadan başlayıp üçüncü aşamaya doğru yavaş yavaş ilerleyebiliyorlar. Diyetle ilgili bir sorunu olmayan yada diyetin sonuçlarını bir an önce yaşamak isteyenler ise ikinci aşamadan başlayabiliyor veya gözlerini karartıp doğrudan üçüncü aşamaya geçebiliyorlar.
Bir de şu var tabii: Diyetin, olumlu sonuçlarını birinci aşamada göstermeye başlayacağı ileri sürüldüğü için, 'bu kadarı benim için yeterli!' deyip, istenilen aşamada kalabilmek mümkün. Yalnız, önemle üzerinde durulması gereken nokta, sağlığınız istediğiniz düzeye geldiğinde, diyeti bırakmamanız gerektiği - tabi eğer o düzeyde kalmak istiyorsanız! Wahls Diyeti, belirli bir süre uygulanacak herhangi bir diyet değil yani, yeme-içme alışkanlıklarınızı radikal bir biçimde ve ilelebet değiştirecek bir beslenme, hatta bir yaşam tarzı!
Ben bu diyete başlamaya karar vermeden 6 ay düşündüğümü söylemiş miydim? :))
2 Eylül 2015 Çarşamba
Genel Olarak 'Wahls Protokolü' ve Düşündürdükleri
Genel Olarak "Wahls Protokolü" ve Düşündürdükleri
Wahls Protokolü, özellikle MS'e ama onun yanında bağışıklık sistemi bozukluklarından kaynaklanan diğer kronik hastalıklara da iyi geldiği ileri sürülen bir 'sağlıklı yaşam programı' aslında. Diyet, bu programın temelini oluşturuyor ama program kapsamında uyulması önerilen başka yöntemler de var. Bunlar, daha çok MS'liler için öngörülen 'kendini daha iyi hissetme' yada 'yaşam kalitesini yükseltme' yöntemleri...
Bu yöntemlerden biri, 'toxinlerin azaltılması ve engellenmesi', Wahls diyetinin incelenmesi/uygulanması sırasında zaten hep göz önünde bulundurulacak bir konu. Bir diğeri,'stresle başa çıkabilmek' sorunsalı ise hakikaten herkesin kendi başına uğraşması gereken bir husus. 'Her gün düzenli egzersiz yapma gerekliliği' de sanıyorum hiçbir MS'liye yabancı değil...
Bana bu kitapta diyetin yanında önerilip de son derece ilginç gelen ve uygulamakta sabırsızlandığım (diyetin yanında bence onun kadar önemli olan) bir diğer yöntem ise NMES yöntemi, yani vücutta hareket etmeyen kasların elektrik stimülasyonu yardımıyla hareket etmelerinin sağlanması tekniği (doktorlar ve fizyoterapistler kusura bakmasın, bu tekniğin Türkçesini bilmiyorum!) Bunu sağlayan evde kendi kendinize kullanabileceğiniz cihazlar da varmış üstelik! Bu cihazları kullanmanın gerçekten faydalı olup olmayacağı konusunda doktorumdan kesin bir cevap alır almaz sizlerle paylaşacağımdan emin olabilirsiniz!
Şimdi dönelim esas konumuza...
Wahls Diyeti, genelde vücut hücrelerini, özellikle de bütün hücrelerde bulunan "mitochondria"yı iyileştirmeyi ve güçlendirmeyi hedefliyor ("mitochondria" , üç aşağı beş yukarı, 'hücrede yer alan ve hücre çekirdeğine enerji veren birimler demek oluyor'). Dr.Wahls, hangi vitamin, mineral, enzim vs.nin mitochondria'yı güçlendirip nelerin zararlı olduğunu ve bunların hangi besinlerde yer aldığını araştırmış ve diyetini buna göre oluşturmuş. Diyeti ilk uygulayan da 2000 yılında SPMS (Pogresif MS'in ikincil türü) teşhisi konmuş bulunan kendisi olmuş tabii. Sonuç? Sonuç mucizevi! Üstelik 6 ay gibi kısa bir sürede bastonu atmış! Ve kendisine bakılırsa "Wahls Protocol"ü uygulayan herkes ilk 3 aydan itibaren olumlu gelişmeleri hissedebilirmiş!
Gerçek olamayacak kadar güzel mi?...Olabilir... Ama ben denemeye kararlıyım... Denedikçe de yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak niyetindeyim... Ama önce Wahls Diyeti'ne göre neleri, ne kadar yemeliyim/içmeliyim yada yememeli/içmemeliyim, bunlar nerelerden ve nasıl temin edilir, onları görelim...
Wahls Protokolü, özellikle MS'e ama onun yanında bağışıklık sistemi bozukluklarından kaynaklanan diğer kronik hastalıklara da iyi geldiği ileri sürülen bir 'sağlıklı yaşam programı' aslında. Diyet, bu programın temelini oluşturuyor ama program kapsamında uyulması önerilen başka yöntemler de var. Bunlar, daha çok MS'liler için öngörülen 'kendini daha iyi hissetme' yada 'yaşam kalitesini yükseltme' yöntemleri...
Bu yöntemlerden biri, 'toxinlerin azaltılması ve engellenmesi', Wahls diyetinin incelenmesi/uygulanması sırasında zaten hep göz önünde bulundurulacak bir konu. Bir diğeri,'stresle başa çıkabilmek' sorunsalı ise hakikaten herkesin kendi başına uğraşması gereken bir husus. 'Her gün düzenli egzersiz yapma gerekliliği' de sanıyorum hiçbir MS'liye yabancı değil...
Bana bu kitapta diyetin yanında önerilip de son derece ilginç gelen ve uygulamakta sabırsızlandığım (diyetin yanında bence onun kadar önemli olan) bir diğer yöntem ise NMES yöntemi, yani vücutta hareket etmeyen kasların elektrik stimülasyonu yardımıyla hareket etmelerinin sağlanması tekniği (doktorlar ve fizyoterapistler kusura bakmasın, bu tekniğin Türkçesini bilmiyorum!) Bunu sağlayan evde kendi kendinize kullanabileceğiniz cihazlar da varmış üstelik! Bu cihazları kullanmanın gerçekten faydalı olup olmayacağı konusunda doktorumdan kesin bir cevap alır almaz sizlerle paylaşacağımdan emin olabilirsiniz!
Şimdi dönelim esas konumuza...
Wahls Diyeti, genelde vücut hücrelerini, özellikle de bütün hücrelerde bulunan "mitochondria"yı iyileştirmeyi ve güçlendirmeyi hedefliyor ("mitochondria" , üç aşağı beş yukarı, 'hücrede yer alan ve hücre çekirdeğine enerji veren birimler demek oluyor'). Dr.Wahls, hangi vitamin, mineral, enzim vs.nin mitochondria'yı güçlendirip nelerin zararlı olduğunu ve bunların hangi besinlerde yer aldığını araştırmış ve diyetini buna göre oluşturmuş. Diyeti ilk uygulayan da 2000 yılında SPMS (Pogresif MS'in ikincil türü) teşhisi konmuş bulunan kendisi olmuş tabii. Sonuç? Sonuç mucizevi! Üstelik 6 ay gibi kısa bir sürede bastonu atmış! Ve kendisine bakılırsa "Wahls Protocol"ü uygulayan herkes ilk 3 aydan itibaren olumlu gelişmeleri hissedebilirmiş!
Gerçek olamayacak kadar güzel mi?...Olabilir... Ama ben denemeye kararlıyım... Denedikçe de yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak niyetindeyim... Ama önce Wahls Diyeti'ne göre neleri, ne kadar yemeliyim/içmeliyim yada yememeli/içmemeliyim, bunlar nerelerden ve nasıl temin edilir, onları görelim...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)